islammektebi

islami paylaşım platformu
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap
İslamMektebi Son Konular
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi Ara. 17, 2016 12:19 pm
C.tesi Ara. 17, 2016 12:18 pm
C.tesi Ara. 17, 2016 12:17 pm
C.tesi Ara. 17, 2016 12:14 pm
Salı Mart 25, 2014 9:20 pm
Salı Mart 25, 2014 9:18 pm
Salı Mart 25, 2014 9:08 pm
C.tesi Ara. 28, 2013 7:58 am
Salı Ara. 17, 2013 12:28 am
Salı Ara. 17, 2013 12:25 am

*BEN BİR AHİR ZAMAN GENCİYİM.*

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar
Kadın
Yaş : 36
Kayıt tarihi : 29/11/08
Mesaj Sayısı : 264
Nerden : İzmir
İş/Hobiler :
Lakap :

MesajKonu: *BEN BİR AHİR ZAMAN GENCİYİM.* C.tesi Nis. 04, 2009 11:48 pm

*BEN BİR AHİR ZAMAN GENCİYİM.
**Bir ateşe düştüm yakıyor ama öldürmüyor.**Bir an olsun eksik olmuyor sancısı anlaşılmazlığın.**Ne olanlar beni anlıyor , ne de ben olanları.**Neden acaba? diye soracak birilerini arıyorum.**Bütün adresler bende,**bense çaresiz bir yüreğin feryadında bitiyorum.**Âhir zaman genciyim ben, ayaklarım kilometrelerce yol yorgunlugunda,**gözlerim kurtuluşa hasret.**Minareden gelecek bir "hayyealelfelah" nabzındayım şimdi.**Ama neden, neden sokaklar bu kadar garip bana,**neden camiler utangac*Düşüyor muyuz yoksa?, yada düştük mü pençesine şeytani tuzakların?**Ayakta kalan yok mu?Hala savaşan yiğitler yok mu meydanda?**Oysa en fazla yetmiş yıllık bir hayatı omuzlayabilecegimi sanıyordum.**Şimdi yaşadığım her dakikaya bir yetmiş yıl daha ekleniyor.**Ve biraz daha çabuk çöküyor omuzlarım.**Vapurdayken dalgaları ben karşılıyorum sanki,**trendeyken rayları tırnaklarım yalıyor bir bir...**Üşüdüğüm zaman hiç ısınmayacakmış gibi içim ve**yandığı zaman sanki hiç sönmeyecek gibi ateş...**Âhir zaman genciyim ben,**bazen dağlara vurasım gelir başımı.**Bu şehri terkedesim ve ispatlamak için uğraşasım bu dünyadan biriolmadığımı.**Yüreğime değiyor acısı aldatılmışlığın.**Anneme yalvarıyorum dışarıya salmaması için beni.**Ve babam gibi ayakta durmayı hayal ediyorum bir gün.**Sımsıkı, dimdik ayakta olmayı,**herşeye rağmen herşeye karşı ayakta olmayı...**Hayal ediyorum...**Ahir zaman genciyim ben,**ne olursa olsun duaya seccade sermiş dudaklarım var.**Yalanların ortasında, dikenlerin acısını tada tada eriyorum muradıma.**Ölüyorum belki ama elbette değil bir hiç uğruna.**Çırpınıyorum yavru bir ceylan misali düşmüşçesine aslanın ağzına.**Son bir hamle, son bir umut, ya beni al yanına ya da iyice geçirsindişlerini aslan boynuma,**bilekleri iyice kavrasın bedenimi.**Kanımın aktıgını göre göre can vereyim ama**isyana tâbi tek kelime çıkmasın agzımdan.**Çünkü zaman âhir zaman,**bense çoktan kabul ettim acı bir ölümü değişmeye bu ölümden beter varlığa,**varoluşa...**Çünkü hiçbir şey kolay değil, zaman ahir zaman bense**bu zamanın içine elinde pimi çekilmiş bomba ile gönderilmiş acemi birasker.**Ben bir âhir zaman genciyim...* aglama
_________________
Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak,Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm,Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak...bedüzzaman*“ilim-ü amel ne fayda, bir gönül yıktıysan...”





Sevgili zamane, Belki hiç hatırlatan olmadı sana, belki bilgisayar oyunlarının karmaşık menülerinde yer almadığı için hiç duymadın. Aç gözünü hele, sana “sıla-yı rahîm”i anlatmaya geldim.Merak etme, zamanını almayacak bu sözcük. Seni öyle sözel sayısal telaşlara da koşturmayacak. Sözlüde yahut yazılıda sorulmayacak. Hayatını çoktan seçmeli tercihlerin kıvrımlarına sıkıştıranların da unuttu(rdu)ğu “sıla-yı rahîm”, sana aradığın mutluluğu bulduracak.Üstelik öykü de anlatıyorum, bak:İki saka, yani sucu, yolda karşılaşırlar. Biri diğerine, “Kardeş, bana kırbandan bir tas su verir misin? Çok susadım.” der. Öteki şaşırır; “Be şaşkın. Bende kırba varsa sende de kırba var. Neden kendi kırbandan doldurup kendi suyunu içmiyorsun?” Cevap dikkat çekicidir: “Haklısın kardeş, bende de su var sendeki gibi ama ben kendi suyumu içmekten bıktım.”Hangi kalp su billûrluğunu bile pusta bırakan bu serin çağrıya duyarsız kalabilir ki? Hangi vicdan, içinde biriktirdiği hasret pınarını dudağından dupduru döküveren bu dostu karşılıksız bırakır ki?Sorun su içmek değil; birinin elinden su içmektir aslında. Birinin elinden su içerken, dudağına sudan fazlası dokunur. Sevdiğinin elinde terleyen kadehi dudağına götürürken, damağına su yerine aşk dökülür; boğazında sevdanın en tatlısı düğümlenir, içine muhabbetin denizi taşar.Öyle değil mi?Rahmetle vuslat kurmak, merhamete dokunmak demek “sıla-yı rahîm”. Merhamete dokunmanın yolu ana-babayı, akrabayı, yetimi-öksüzü, yolda kalmışı, fakir fukarayı gözetmekten geçer. Çünkü, onları düşünür düşünmez, içinden bir parça kopar, benliğinden bir tuğla düşer, bencilliğinin kabuğu çatlar, kendinden bir şey eksilir gibi olur. Öyle vurdumduymaz, öyle sıcak ve yumuşacık akıp gitmez hayatın. Onları dert edinmeyerek, kendinden uzakta tuttuğun şey her ne ise, seni içindeki merhametten de uzak tutuyor olmalı... Yanına usulca sokulan bir dilenci, seni niye rahatsız eder ki? Sende olup senin de uyutup unuttuğun merhameti hatırlatır sana. Seni sana çağırır dilenci. Kendi içinde susturduğun merhametin sesini taşır kulaklarına..Bir de şunu oku:İkinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar ve Almanlar Stalingrad’da çarpışmaktadır. Mikhail Goldstein yılbaşı gecesi moral olsun diye Rus askerlerine tek kişilik bir keman konseri verir. Melodiler hoparlör yoluyla Alman askerlerinin siperlerine kadar ulaşır, ateş birden kesilir. O acayip sessizliğe, Goldstein’ın yayından akan müzik hükmeder. Bitirdiğinde, Rus askerleri üzerine derin bir sessizlik çöker. Büyüyü, Alman bölgesindeki hoparlörden gelen bir ses bozar. Kırık dökük bir Rusçayla şunu rica eder Alman subayı: “Biraz daha Bach çalın. Ateş açmayacağız!”William Craig’in Enemy at the Gates kitabından bu anekdotu alıntılayan Slavoç Zizek, böylesi haller için “kırılgan temas” tabirini kullanıyor. (Bk. Kırılgan Temas, Slavoç Zizek, Metis Yayınları) Çok hoşuma gitti bu tabir! “Hah, işte bu!” dedim...Müzikten az önce -ve ne yazık ki, müzikten hemen sonra da!- birbirlerine kurşun yağdıran askerler o anda, dışlarında olup biten savaş halini kıran bir şeyi fark etmişlerdi. İçlerinde kırılgan olan şeyle temaslarını sağlayan bir deneyimdi bu. O kırılgan şey, elleri tetikteyken unuttukları merhametleri olmalarıydı. Sucunun bir başkasının elinden su içmek isterken peşine düştüğü o tatlı serinlik gibi. Aramızdaki farklılıklara, hatta düşmanlıklara rağmen, öteki ile aynı olan yanımızı arar buluruz böyle zamanlarda. Kırılgan merhametimizle temasımız başlar. İçinde kendin olmadığın, içine kalbini koyamadığın mekanlar arasında gidip gelirken, birden, ayak altında süründürdüğün, telaşla paspasın altına sakladığın o yanını, kırılgan temas noktanı fark edersin.İçinde akıp duran ama bir türlü yıkanamadığın şefkat ırmağının kıyısında bulursun kendini. Şaşırırsın! O kadar şaşırırsın ki, şaşırdığına şaşırırsın!Mutluluğunu kendinin dışında, kendine uzak noktalar üzerinden tanımlamanı isteyenlere söyleyeceğin bir şey olmalı sevgili zamane! Sahici olman için içindeki o kırılgan teması bulmanı umuyorum.Mouse’unu avucuna alır gibi avuçla şimdi kalbini...Sol tıkla!alıntı...
izmirliii... Kullanıcısının İmzası
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

*BEN BİR AHİR ZAMAN GENCİYİM.*

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islammektebi :: İslami Genel Konular :: Makaleler -
Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com